mersin.online
13.12.2025

İÇİMİZDEKİ CAM TAVAN

 "İÇİMİZDEKİ CAM TAVAN"

Hami KARSLI

Emekli Öğretmen


12 Aralık 2025 günü, Mersin’de MBB Mezitli Çocuk Kampüsü’nde yapılan “İçimizdeki Cam Tavan” adlı bir seminere katıldım. Konuşmacı, İstanbul Beykent Üniversitesi Öğretim Üyesi Sayın Prof. Dr. Ebru Güzelcik Ural’dı.

Kampüsün konferans salonunu dolduranların arasında benim dışımda sadece bir erkek daha vardı. Etkinlik her ne kadar bir seminer adı taşısa da, Sayın Ural’ın dışındaki konuşmacılar konuya katkı sunmaktan daha çok “ben merkezli” övünme konuşmaları yaptıkları için etkinlik “seminer” olmaktan çok Sayın Ural’ın bir konferansı niteliğindeydi.

Kadınların toplumsal yaşamda etkin rol oynamalarını engelleyen, hem içlerindeki hem dışlarındaki “cam tavanların” nasıl kırılacağını slayt gösterilerinin eşliğinde anlatan Sayın Prof. Ural, konuşmasının büyük bir bölümünde kendi yaşamından örnekler vererek bu cam tavanları nasıl kırdığını anlattı.

Konuşmalar bittikten sonra aklıma takılan bazı konuları bildirmek için Sayın Ural’la konuşmak istedim. Ama Sayın Ural belki yarım saat sahneden inemedi. Çünkü salondaki hanımlar onunla fotoğraf çektirme yarışına girdiler. Tek tek, gruplar halinde fotoğraflar çektirdiler. Ben de konuşma fırsatı bulamayınca salondan ayrıldım.

*

Konuşmacı, kadınların toplumsal yaşamdaki etkinliklerini engelleyen dışsal nedenleri sayarken “kurum kültürü”, “kalıp yargılar”, “erkek egemen kültür” den söz etti. Ama bunları açarak geniş şekilde ele almadı. Her ne kadar TBMM’deki ve birçok yönetim kurullarındaki kadın erkek oranını belirtse de, sanki siyaset kurumuna dokunmamak için özel bir çaba harcadı.

*

Bir toplumda en büyük güç “örgütlenmiş halkın” gücüdür. Bunun hemen altındaki güç “siyasal iktidarın” gücüdür. Sendikaların, derneklerin ve çeşitli diğer kurumların güçlerinin hepsi daha sonraki sıralarda yer alır. Bu nedenle toplumda bir şeyleri değiştirmek için öncelikle siyasal iktidarı ele geçirmek gerekir. Elindeki askeri, polisi, parası, yaptırım gücü ile siyasal iktidar değiştirilmedikçe, toplumsal yapının ve bu yapı içindeki kurumların değiştirilmesi olanaksızdır.

Ülkemizdeki erkek egemen toplumun oluşmasındaki en büyük üç etken din, ekonomik yapıdaki çarpıklık ve yönetsel anlamdaki zihniyettir.

Türklerin İslam dinini tanımaya ve kabul etmeye başlamaları 751 yılında yapılan Talas Savaşı sonrasında olmuştur. Türkiye Türklerinin ataları olan Oğuz Türkleri ise 10. Yüzyılın ilk çeyreğinde kitlesel olarak İslam’ı kabul etmeye başlamışlardır.

İncelendiğinde görülecektir ki, Türkler İslam’ı kabul etmeden önce kadın toplumda daha saygın ve etkin bir roldedir.

Konuşmalarında kendini Türk olarak tanıtan Büyük Cengiz Han, hanlarına “Ben hanlar hanı Cengiz Han, hepinizin hanıyım demiş ve sonra eşini göstererek, “ Bu da benim han ım” demiştir. Bugün erkeklerin “eşim” anlamında kullandıkları “hanım” sözcüğü buradan kaynaklanmaktadır. Bilindiği gibi “han” sözcüğü, eski Türk devletlerinde “yönetici” anlamında kullanılan bir sözcüktür.

İslam dininde, bazı davalarda iki kadın şahitliği bir bir erkeğin şahitliğine denk sayılmakta; bir erkek dört kadınla evlenebilmektedir. Ayrıca Nisâ Suresi 34. Ayette “serkeşlik etmelerinden endişe edilen” kadınların önce nasihat edilerek uyarılmaları, eğer serkeşliğe devam ederse de dövülmeleri önerilmiştir.

Bugün dinci AKP iktidarının Milli Eğitim Bakanının uygulamalarına baktığımızda da, kız – erkek ayırımı yapıldığını üzülerek görmekteyiz.

Kadınların içindeki ve dışındaki cam tavanların kırılması, yıkılması konusu işlenirken bu tavanların dince ve siyasi güçlerce nasıl kurulduğuna da değinilmesi iyi olurdu, diye düşünüyorum.

← Anasayfaya Dön